YARGININ HIZLANDIRILMASINA İLİŞKİN KANUN TASARISI’NIN İNCELENMESİ

Tasarının 1. maddesiyle 22.5.1930 tarihli ve 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun 63 üncü maddesinin birinci fıkrasının (A) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

“A) Kabul edilecek bir özrü olmadan barışta bakayalarla yoklama kaçağı veya saklılardan yaşıtlarının veya birlikte işleme bağlı arkadaşlarının ilk kafilesi yollanmış bulunanlar ve ihtiyat erattan çağrılıp da özürsüz yaşıtlarının yollanmalarından başlayarak yedi gün içinde gelenler beş yüz, yakalananlar bin, yedi günden sonra üç ay içinde gelenler iki bin, yakalananlar dört bin, üç aydan sonra gelenler beş bin, üç aydan sonra yakalananlar on bin Türk Lirası idarî para cezası ile cezalandırılır. Bu fıkra hükümlerine göre idarî para cezası, ilgilinin nüfus kaydı itibariyle bağlı olduğu askerlik şubesi başkanlığınca verilir.”

 

Maddenin ilk hali aşağıda ki gibidir.

 

  1. A) ( Değişik bent: 16.02.1994 – 3970/1 md.) Kabul edilecek bir özrü olmadan barışta bakayalarla yoklama kaçağı veya saklılardan yaşıtlarının veya birlikte işleme bağlı arkadaşlarının ilk kafilesi yollanmış bulunanlar ve ihtiyat erattan çağrılıp da özürsüz yaşıtlarının yollanmalarından başlayarak yedi gün içinde gelenler bir aya kadar, yakalananlar üç aya kadar, yedi günden sonra üç ay içinde gelenler üç aydan bir yıla kadar, yakalananlar dört aydan bir buçuk yıla kadar, üç aydan sonra gelenler dört aydan iki yıla kadar hapis, üç aydan sonra yakalananlar altı aydan üç yıla kadar hapis;

 

Tasarının madde gerekçesine bakıldığında bakayalarla yoklama kaçağı suçlarının Cumhuriyet savcılıklarında ve sulh ceza mahkemelerinde önemli bir iş yükünü teşkil ettiği bu sebeple söz konusu suçların kabahate çevrildiği belirtilmektedir. Türkiye’de her yıl bir milyona yakın kişi askere alınmakta ve terhis edilmektedir. Bu kadar büyük bir kitlenin askerlik işlemlerinin düzgün ve zamanında yapılabilmesi için büyük bir planlamanın yapılması gerekmektedir. Bu planlamanın başarılı olabilmesi için de askere alınacak kişilerin kanunen yükümlü oldukları süreler içerisinde gerekli işlemleri yaptırmaları gerekmektedir. Bakaya ve yoklama kaçaklarına hapis cezası öngörülmesi bu işlemlerin zamanında yapılabilmesi için bugüne kadar önemli bir caydırıcılık unsuru taşımaktaydı. Bakaya ve yoklama kaçağı durumunda olan kişilerin bu duruma neden düştükleri araştırılacak olursa hayatlarının olağan seyrinde yapmakta oldukları işleri askerlik hizmetinden daha önemli gördükleri ve askerlik hizmetini önemsemedikleri anlaşılır. Bu kişilerin önemli bir kısmı aynı zamanda ekonomik açıdan da kötü durumdadırlar. Getirilen para cezaları ekonomik açıdan kötü durumda olan bu kişiler için caydırıcı olmayacaktır. Çünkü zaten bu parayı ödeyemeyecek olduğunu bilen bakaya ya da yoklama kaçağı bu durumunu devam ettirmekte sakınca görmeyecektir. Bu da kişinin daha ağır cezası olan asker kaçağı olma durumuna düşmesine neden olacaktır. Hâlbuki bakaya ya da yoklama kaçağı durumunda olan kişiye zamanında adli işlem yapılırsa asker kaçağı durumuna düşmeden hem cezalandırılması sağlanır hem de askere alma işlemi kısa sürede tamamlanır. İdari para cezalarının askerlik şubeleri tarafından tahsil edilmesi ise askerlik şubelerinin bu para cezalarını tahsil edecek avukat gereksinimini doğuracaktır. Ayrıca birçok kişi bağlı olduğu askerlik şubelerinin bulunduğu illerde değil başka illerde oturmakta olduğu için askerlik şubeleri kişinin oturmak zorunda olduğu askerlik şubelerinin bulunduğu illerle sürekli yazışma halinde olmak zorunda kalacaktır ki bu da bakaya ve yoklama kaçaklarına verilen idari para cezalarının takibini zorlaştıracaktır.

 

Tasarının 2. maddesiyle 9.6.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 353 üncü maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

“İcra mahkemesinin verdiği tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı, tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde, kararı veren icra mahkemesine itiraz edilebilir. Mahkeme, başvuru üzerine kendi kararını değiştirebilir. Mahkeme, kararını değiştirmeye gerek görmezse, dosyayı, itirazı incelemesi için o yerde icra mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için (1) numaralı daireye; o yerde icra mahkemesinin tek dairesi bulunması hâlinde ise nöbetçi asliye ceza mahkemesine gönderir. İtiraz incelemesi neticesinde verilen karar kesindir.”

 

Maddenin ilk hali aşağıdaki gibidir.

 

İcra mahkemesinin bu Bap hükümlerine göre verdiği tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı, tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde, yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.

 

İcra Tetkik Mahkemesi’nin verdiği kararı yine kendisinden değiştirmesini istemek kararın infazının uzamasından başka bir sonuç doğurmaz. Verilen kararların ağır ceza yerine asliye ceza mahkemelerine itiraz edilmesi ise asliye ceza mahkemelerinin iş yükünü arttıracaktır. Bu durum ancak yargının bütününde yapılacak reformla ele alınarak çözülebilir.

 

Tasarının 3. maddesiyle İcra ve İflas Kanununun 354 üncü maddesinin başlığı “Davanın ve cezanın düşmesi ile ceza verilemeyecek hâller” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

 

“Nafaka alacaklarına ilişkin takipler hariç olmak üzere, toplam alacak miktarı Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından 16 yaşından büyükler için her yıl belirlenen brüt asgari ücret tutarının altında kalan takiplerde bu Kanunda öngörülen disiplin ve tazyik hapsi uygulanmaz.”

 

İcra takiplerinin önemli bir kısmı brüt asgari ücret tutarının altında kalmaktadır. Çünkü toplumun önemli bir kısmı asgari ücret ve hatta daha altında bir ücretle geçimini sürdürmekte olduğundan aralarındaki borç alış verişi de bu miktarlar arasında gerçekleşmektedir. Bu sebeple yapılan icra takiplerine karşı kanuni yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişilerin borçlarının miktarına göre bir ayrıma gidilmesi eşitsizlik yaratacaktır.

 

Tasarının 4. maddesiyle 15.7.1950 tarihli ve 5682 sayılı Pasaport Kanununun 33 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

“Madde 33 – Türkiye Cumhuriyeti sınırlarını pasaportsuz veya pasaport yerine kaim olacak bir vesikayı hamil olmaksızın terk eden veya buna teşebbüs edenlere beş yüz Türk Lirası idari para cezası verilir.

 

Türkiye’de herhangi bir suçtan, şüpheli, sanık veya hükümlü olup da hakkında yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmadan, hükmolunan cezanın infazından veya askerlik görevini yerine getirmekten kurtulmak amacıyla bu fiili işleyenlere bin Türk Lirasından beş bin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir.”

 

Maddenin ilk hali aşağıdaki gibidir.

 

Türkiye Cumhuriyeti sınırlarını pasaportsuz veya pasaport yerine kaim olacak bir vesikayı hamil olmaksızın terk eden veya buna teşebbüs eden kimseler hakkında 500 Liraya kadar hafif para veya 3 aya kadar hafif hapis cezası verilir veya her iki ceza birlikte hükmolunur.

 

Türkiye’de her hangi bir suçtan sanık veya hükümlü olup da kendilerini takibattan veya cezadan kurtarmak, askerlikten kaçmak, vergi borçlarını ödememek gibi hususi maksatlarla bu fiili işleyen kimseler hakkında 250 Liradan 1000 Liraya kadar adli para veya 1 aydan 6 aya kadar hapis cezası veya her iki ceza birlikte hükmolunur.

 

Tasarının bu maddesi de kaleme alınırken birçok olumsuz durum değerlendirilmemiştir. Öncelikle askerden kaçmak amacıyla yurt dışına çıkacak olan kişilere verilen hapis cezası ortadan kaldırılmaktadır. Arttırılan para cezaları ise yurt dışına yasal belgeleri olmadan çıkacak imkânı olan kişileri caydıracak miktarlardan uzaktır.

 

Tasarının 5. maddesiyle Pasaport Kanununun 34 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

“Madde 34 – Türkiye Cumhuriyeti sınırlarından her nasılsa pasaportsuz olarak girebilmiş olan vatandaşlar ve yabancılara bin Türk Lirasından beş bin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir. Bu gibilerden yabancı olanlar sınır dışı edilirler.”

 

Maddenin ilk hali aşağıdaki gibidir.

 

Türkiye Cumhuriyeti sınırlarından her nasılsa pasaportsuz olarak girebilmiş olan vatandaşlar ve yabancılar 250 Liradan 1250 Liraya kadar adli para veya 1 aydan 6 aya kadar hapis cezasıyla veya her ikisiyle cezalandırılır. Bu gibilerden yabancı olanlar cezalarını çektikten sonra sınır dışı edilirler.

 

Türkiye’ye yasal olmayan yollardan giren kişiler çoğunlukla orta doğu ülkelerinden gelen maddi geliri olmayan kişilerdir. Bu kişilere verilecek para cezalarının tahsili imkânı çoğu zaman bulunamamaktadır. Bu kişilere hapis cezası verildikten sonra sınır dışı edilmeleri geldikleri ülkelerde benzer amaçlar taşıyanlara karşı caydırıcı olabilirken hapis cezasının kaldırılması bu caydırıcılığı ortadan kaldıracaktır. Bu da yasa dışı yollardan Türkiye’ye girişlerin artmasına neden olacaktır.

 

Tasarının 6. maddesiyle Pasaport Kanununun 35 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

 “Madde 35 – Bakanlar Kurulunca tayin olunan mahallerden başka yerlerden Türkiye’ye giren veya Türkiye’den çıkanlar usulüne uygun pasaport veya vesika taşısalar bile üç yüz Türk Lirası idari para cezası ile cezalandırılırlar.”

 

Maddenin ilk hali aşağıdaki gibidir.

 

Bakanlar Kurulunca tayin olunan mahallerden başka yerlerden Türkiye’ye giren veya Türkiye’den çıkanlar usulüne uygun pasaport veya vesika taşısalar bile 125 Liradan 250 Liraya kadar hafif para veya bir aydan 6 aya kadar hafif hapis cezasıyla veya her ikisiyle cezalandırılırlar.

 

Tasarının bu maddesi de önceki madde gibi aynı olumsuz sonuçları doğuracak durumdadır. Türkiye’nin özellikle doğu sınırlarının iyi korunamadığı ve buralardan terör örgütü üyelerinin girip çıktıkları bilindiğinden bu giriş ve çıkışlara değişiklik yapılan bu maddeler çerçevesinde de ceza verilebilirken bu durum tamamen ortadan kaldırılmaktadır.

 

Tasarının 7. maddesiyle Pasaport Kanununun 38 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

“Madde 38 – Bu Kanun hükümlerine göre idarî para cezasına karar vermeye, ilgili kolluk birimi amiri yetkilidir.”

 

Maddenin ilk hali aşağıdaki gibidir.

 

Bu kanunda yazılı cezalar Sulh Ceza mahkemelerince hükmolunur.

 

Tasarıyla getirilen bu hükümle kolluk birimleri yargının talimatları altında hareket etmekten çıkarılarak niteliği itibariyle “ceza” olan kararlar verebilecek yetki ile donatılmaktadır. Maddenin şuan ki halinde sulh ceza mahkemeleri kanunların kendilerine verdikleri yetkiler çerçevesinde eylemi gerçekleştiren kişinin bu eylemi gerçekleştirip gerçekleştirmediğini araştırarak karar vermek durumundadırlar. Kolluk amirlerinin ise böyle bir soruşturma yapabilme yetkileri de yoktur.

 

Tasarının 8. maddesiyle 31.8.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 91 inci maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

“14 üncü maddenin (A) ve (B) bentleriyle yasak edilen ve yukarıdaki fıkralarda yazılı bulunmayan fiilleri işleyenlere, iki yüz elli Türk Lirasından iki bin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.”

 

Maddenin ilk hali aşağıdaki gibidir.

 

14 üncü maddenin (A) ve (B) bentleriyle yasak edilen ve yukarıdaki fıkralarda yazılı bulunmayan fiilleri işleyenler üç aya kadar hapis ve yüz güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılır.

 

Ormanlarla ilgili suçları işleyenlerin tamamına yakını ekonomik sıkıntı içerisinde oldukları için bu suçu işlemektedirler. Dolayısıyla verilecek olan para cezalarının tahsili ve caydırıcılığı mümkün değildir.

 

Tasarının 9. maddesiyle 2.7.1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununun 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının (i) bendine “ve kanun yolu başvuruları ile ceza mahkemelerinden verilen kararlara karşı kanun yolu başvuruları,” ibaresi eklenmiş ve aynı Kanunun (1) Sayılı Tarifesinin “A- Mahkeme Harçları” bölümünün “IV-Temyiz ve İtiraz Harçları” Kısmı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

“IV. Temyiz ve itiraz harçları:

 

  1. a) Yargıtay hukuk dairelerine yapılacak temyiz başvurularında 100 TL

 

  1. b) Yargıtay ceza dairelerine yapılacak temyiz başvurularında 80 TL

 

  1. c) Danıştay’a yapılacak temyiz başvurularında 100 TL

 

  1. d) Yürütmenin durdurulmasına ilişkin itirazlar dâhil olmak üzere bölge idare mahkemelerine itirazen yapılacak başvurularda 50 TL

 

  1. e) Bölge Adliye Mahkemeleri hukuk dairelerine yapılacak istinaf yolu başvurularında 50 TL

 

  1. f) Bölge Adliye Mahkemeleri ceza dairelerine yapılacak istinaf yolu başvurularında 40 TL

 

  1. g) İdari yaptırımlara karşı itiraz yolu başvurularında ve icra mahkemelerinin kararlarına karşı asliye ceza mahkemelerine itirazen yapılacak başvurularda 40 TL”

 

Bizim yargı sistemimizde ceza yargılamalarının bütün masrafı devlet tarafından karşılanır. Bu anayasanın sosyal devlet ilkesi gereği adalet hizmetlerinin herkese eşit şekilde verilmesi için bir zorunluluktur. Ceza yargılamalarında harç alınması hak arama özgürlüğünü kısıtlar niteliktedir. Harç alınacak ceza yargılaması başvuruları incelendiğinde zaten ekonomik açıdan bu ve benzeri paraları vermeyecek durumda olan insanların karşılaştıkları ceza yargılamaları olduğu görülür. Bu harçları yatıracak durumda olmayanlar haklarını arayabilmek için adli müzaheret talep etmek isteyeceklerdir. Ancak ceza yargılamaları için bir adli müzaheret müessesesi öngörülmemiştir. Eğer ceza yargılamaları için de adli müzaheret kurumu işletilmeye başlanacak olursa yapılacak başvurularda kişinin haklı olduğunu ispatlaması gerekecektir. Çünkü bugünkü adli müzaheret taleplerinde kişinin haklı olması ön koşul olarak aranmaktadır. Ceza yargılamasında adli müzaheret kararı verecek olan mahkeme önceden üstü kapalı temyiz incelemesi yapmış olacaktır. (Bu paragrafta bahsedilen adli müzaheret ücretsiz avukat temini değil yargı masraflarının Adalet Bakanlığı’nca karşılanmasına ilişkin mahkemelerin verdiği kararlarıdır.)

 

Tasarının 10. maddesiyle Harçlar Kanununun (2) Sayılı Tarifesinin “II-Maktu Harçlar” bölümünün (11) numaralı bendine “miras taksim mukaveleleri” ibaresinden sonra gelmek üzere “mirasçılık belgesi” ibaresi eklenmiştir.

 

Bu değişiklikle mirasçılık belgelerinden de noterler tarafından harç alınacaktır. Ancak asıl önemli nokta mirasçılık belgesi verilmesi sulh hukuk mahkemelerinin yetkisindeydi ancak aşağıda inceleyeceğimiz madde ile mirasçılık belgesi verilmesi yetkisi noterlere verilmektedir. Mirasçılık belgesi ile ölen kişinin mal varlığı hakkında her türlü hukuki işlem yapılabileceği düşünüldüğünde mirasçılık belgelerinin yargı denetimi olmadan düzenlenmesi sonucunda çıkabilecek olumsuzluklardan çok büyük telafisi imkânsız zararlar doğabilecektir.

 

Tasarının 11. maddesiyle 18.1.1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanununun 71 inci maddesinden sonra gelmek üzere, “Diğer İşlemler” başlığıyla “Üçüncü Bölüm” ve aşağıdaki maddeler eklenmiştir.

 

Noterlerin yapabilecekleri diğer işlemler

 

Madde 71/A – Aşağıda belirtilen işlemler noterler tarafından da yapılabilir:

 

  1. a) Terk eden eşin ortak konuta davet edilmesi,

 

  1. b) Mirasçılık belgesi verilmesi.

 

Uygulanacak usul

 

Madde 71/B – Noterler, ilgilinin yazılı veya sözlü başvurusu üzerine, talep edilen işlemle ilgili bir tutanak düzenler. İşlemler yapılırken, o işlemlerle ilgili özel kanunlarındaki usuller de gözetilir. Talebin konusu bir belge düzenlenmesini gerektiriyorsa, noter, ilgilisine bu belgeyi de düzenleyerek verir.

Noterler, 71/A maddesinde belirtilen işlemleri bizzat yaparlar. Ancak, noterlik dairesinde imza yetkisi verilmiş hukuk fakültesi mezunu görevli veya noter stajyeri mevcut ise, bu işlemler onun tarafından da yapılabilir.

 

Mirasçılık belgesi verilmesinin yargılamayı gerektirmesi veya nüfus kayıtlarının mirasçılık belgesi verilmesi konusunda yeterli olmaması durumunda, mirasçılık belgesi noterler tarafından verilemez.

 

71/A maddesinde yer alan işlemlere ilişkin düzenlenen kâğıtlar değerli kâğıt bedellerinden istisnadır.

 

112 nci madde uyarınca belirlenen ücret uygulanmaksızın mirasçılık belgesi verilmesi ilişkin her türlü işlem karşılığında toplam 30 Türk Lirası, terk eden eşin ortak konuta davet edilmesine ilişkin her türlü işlem karşılığında toplam 15 Türk Lirası maktu ücret alınır. Söz konusu ücret, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere önceki yılda uygulanan ücret tutarının o yıl için 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle hesaplanır.”

 

Tasarının bu maddesinde mirasçılık belgesi verilmesi talebinin yargılamayı gerektirip gerektirmediği konusu noterlerin takdirine bırakılmıştır.

 

Tasarının 12. maddesiyle 6.1.1982 tarih ve 2575 sayılı Danıştay Kanununun 24 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

“Ülke genelinde uygulanacak düzenleyici işlemlere”

 

Maddenin ilk hali aşağıdaki gibidir.

 

Bakanlıkların düzenleyici işlemleri ile kamu kuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlere,

 

Tasarıdaki bu madde ile Danıştay’ın ilk derece mahkemesi olarak bakacağı işler sınırlandırılmakta ve bakanlıkların düzenleyici işlemleri hakkında açılacak davalar idare mahkemelerine bırakılmaktadır. Bu da yargılamanın süresini uzatacaktır.

 

Tasarının 13. maddesiyle Danıştay Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

 

“Geçici Madde 24- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da açılmış bulunan ve bu Kanunla idare ve vergi mahkemeleri görevleri kapsamına alınan davalar, Danıştay’da bakılarak sonuçlandırılır.”

 

Tasarının 14. maddesiyle 6.1.1982 tarihli ve 2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanununun 45 inci maddesinin (1) numaralı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

“1. İdare ve vergi mahkemelerinin;

 

  1. a) İlk ve orta öğretim öğrencilerinin kayıt, nakil, ilişik kesme, disiplin ve sınıf geçmeleri ile notlarının tespitine ilişkin işlemlerden,

 

  1. b) Yükseköğretim öğrencilerinin kayıt, nakil, öğrencilikle ilişiğinin kesilmesi sonucunu doğuranlar dışında kalan disiplin cezaları, sınıf geçme ve notlarının tespitine ilişkin işlemlerden,

 

  1. c) Kamu görevlileri hakkında tesis edilen geçici görevlendirme, vekâleten atama, ikinci görev, görevden uzaklaştırma, yolluk, lojman, izin ve il içi naklen atama işlemlerinden,

 

  1. d) Kamu görevlilerinin, görevle ilişiğinin kesilmesi sonucunu doğuranlar dışında kalan disiplin cezalarından,

 

  1. e) 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanunun uygulanmasından,

 

  1. f) 5737 sayılı Vakıflar Kanununun 16 ve 20 nci maddelerinde düzenlenen tahliye işlemlerinden,

 

  1. g) 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun ile 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu gereğince kamu kurum ve kuruluşları tarafından sosyal yardım amacıyla bağlanan aylık ve yapılan sosyal yardımlarla ilgili uygulamalardan,

 

  1. h) Asker ailesine yardım ile ilgili işlemler hakkında açılacak davalardan,

 

ı) 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 75 inci, 5393 sayılı Belediye Kanununun 15 inci ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanununun 7 nci maddesinin uygulanmasından,

 

  1. i) 4081 sayılı Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanunun uygulanmasından,

 

  1. j) 1380 sayılı Su Ürünleri Kanununun uygulanmasından,

 

  1. k) 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca valiliklerce, kaymakamlıklarca ve belediyelerce tesis edilecek işlemlerden,

 

  1. l) 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile 5393 sayılı Belediye Kanunundan kaynaklanan, ulaşım ve toplu taşımaya ilişkin işlerden,

 

  1. m) 3194 sayılı İmar Kanunu ve diğer kanunlar uyarınca tesis edilen mühürleme, durdurma, yıkım kararları ile bunlara ilişkin olarak verilen para cezaları ve bu cezaların tahsili amacıyla tesis edilen işlemlerden,

 

  1. n) 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanundan,

 

  1. o) Tek hâkim tarafından karara bağlanan vergi ve diğer kamu alacaklarının asıllarına bağlı ceza, faiz, gecikme faizi ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun bunlar hakkında uygulanmasından,

 

ö) Konusu elli bin lirayı aşmayan idari işlemler ile bu miktarı aşmayan tazminat istemlerinden, kaynaklanan uyuşmazlıklarla ilgili olarak verdikleri nihai kararlar ile tek hâkimle verilen nihai kararlara, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi, mahkemelerin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine itiraz edilebilir.”

 

Maddenin ilk hali aşağıdaki gibidir.

 

  1. a) İlk ve orta öğretim öğrencilerinin sınıf geçmelerine ve notlarının tespitine ilişkin işlemlerden,

 

  1. b) Valilik, kaymakamlık ve yerel yönetimler ile bakanlıkların ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının taşra teşkilatındaki yetkili organları tarafından kamu görevlileri hakkında tesis edilen geçici görevlendirme, görevden uzaklaştırma, yolluk, lojman ve izinlerine ilişkin idari işlemlerden,

 

  1. c) 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanunun uygulanmasından,

 

  1. d) 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun ile 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu gereğince kamu kurum ve kuruluşları tarafından sosyal yardım amacıyla bağlanan aylık ve yapılan sosyal yardımlarla ilgili uygulamalardan,

 

  1. e) 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca verilen işyeri kapatma cezalarından,

 

Kaynaklanan uyuşmazlıklarla ilgili olarak verdikleri nihai kararlar ile tek hâkimle verilen nihai kararlara, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi, mahkemelerin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine itiraz edilebilir.

 

İYUK 45/1 hükmünde yapılan bu değişiklikle bölge idare mahkemelerine yapılacak başvuruların kapsamı genişletilmektedir. Bu şekilde Danıştay’ın iş yükü azaltılmaya çalışılmakta ancak devlet ihaleleri gibi son derce önemli işlerle ilgili olarak bölge idare mahkemeleri yetkili kılınmaktadır.

 

Tasarının 15. maddesiyle İdarî Yargılama Usulü Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

 

“GEÇİCİ MADDE 6 – Bu Kanunun 45 inci maddesinin değişik (1) numaralı fıkrasında yazılı uyuşmazlıklarla ilgili olarak verilen nihai kararlardan; değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce verilen kararlar ile Danıştay’ın bozma kararı üzerine kararı bozulan mahkemece verilen kararlar, Danıştay’da temyiz edilebilir.”

 

Tasarının 16. maddesiyle 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 164 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrasında yer alan “hâkim” ibarelerinden sonra gelmek üzere “veya noter” ibareleri, 598 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “sulh mahkemesince” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya noterlikçe” ibaresi, eklenmiştir.

 

Bu tasarıyla aile hukuku ile ilgili olarak noterlere verilen yetkiler mahkemelerin yetkisi dışına çıkarılmamıştır. Hem noterlerin hem de mahkemelerin yetkili olduğu bir durum noterlik kurumu ve yargı gücünü eşit kılmak anlamına gelmektedir. Bu konularda noterlerin yetkilendirilmesi hatalı olduğu kadar mahkemelerle eşit kılınması daha büyük hatadır.

 

Tasarının 17. maddesiyle Türk Medenî Kanununun 181 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

“Boşanma davası devam ederken, ölen eşin mirasçılarından birisinin davaya devam etmesi ve diğer eşin kusurunun ispatlanması hâlinde de yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.”

 

Maddenin ilk hali aşağıdaki gibidir.

 

Boşanma davası devam ederken, ölen davacının mirasçılarından birisinin davaya devam etmesi ve davalının kusurunun ispatlanması hâlinde de yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.  

 

TMK’nun 181. maddesinde sadece davacının mirasçılarına tanınan hak davacı ya da davalı olduğuna bakılmaksızın ölen eşin mirasçılarına tanınmaktadır. Dolayısıyla eşin usul kanununa göre dava açıp açmadığı ya da karşılık davacı olup olmadığı düşünülmeden mirasçılarına davaya devam etme hakkı tanınmaktadır.

 

Tasarının 18. maddesiyle 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 161 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

 

“(7) Yetkisizlik kararı ile gelen bir soruşturma dosyasını ele alan Cumhuriyet savcısı, kendisinin yetkisiz ve dosyayı kendisine gönderen Cumhuriyet başsavcılığının yetkili olduğu kanaatine varırsa yetkisizlik kararı verir ve yetki uyuşmazlığının çözümü için soruşturma dosyasını, yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesine gönderir. Bu konuda ağır ceza mahkemesi başkanı veya görevlendireceği üye tarafından verilen karar kesindir.”

 

Bu konuda ağır ceza mahkemelerinin görevlendirilmesi tasarının yargının yükünü hafifletme amacıyla bağdaşmamaktadır. Yetkisizlik kararı ile dosya kendisine gelen Cumhuriyet Savcısı soruşturmayı tamamlayıp gereken işlemi yapmalıdır.

 

Tasarının 19. maddesiyle Ceza Muhakemesi Kanununun 173 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ağır ceza mahkemesi başkanına” ibaresi “ağır ceza mahkemesine” şeklinde değiştirilmiş, fıkraya “İtiraz mahkeme başkanı veya görevlendireceği üye tarafından karara bağlanır.” cümlesi eklenmiş, üçüncü ve dördüncü fıkralarında yer alan “Başkan” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya görevlendireceği üye” ibaresi eklenmiş ve altıncı fıkrada yer alan “başkanının” ibaresi “başkanı veya üyenin” şeklinde değiştirilmiştir.

 

Tasarıya konan bu madde ile ağır ceza mahkemeleri başkanlarının yetkileri mahkeme üyelerine dağıtılmaktadır.

 

Tasarının 20. maddesiyle Ceza Muhakemesi Kanununun 272. maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

“a) Hapis cezasından çevrilen adlî para cezaları hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen üç bin Türk Lirası dâhil adlî para cezasına mahkûmiyet hükümlerine,”

 

Maddenin ilk hali aşağıdaki gibidir.

 

Sonuç olarak belirlenen iki bin lira dâhil adlî para cezasına mahkûmiyet hükümlerine, Karşı istinaf yoluna başvurulamaz.

 

Tasarıdaki bu madde ile istinaf yoluna gidilmesi daraltılmıştır. Adli para cezalarının önemli bir kısmının tasarıda belirtilen parasal sınırın altında kaldığı düşünülecek olursa bu durum hak arama özgürlüğünü kısıtlar niteliktedir.

 

Tasarının 21. maddesiyle 23.3.2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

 

“GEÇİCİ MADDE 2- Bölge adliye mahkemeleri faaliyete geçinceye kadar hapis cezasından çevrilen adlî para cezaları hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen üç bin Türk Lirası dâhil adlî para cezasına mahkûmiyet hükümlerine karşı temyiz yoluna başvurulamaz.”

 

Eklenen bu geçici maddeyle adli para cezaları için Yargıtay yolu kapatılmaktadır. Bu durum da hak arama özgürlüğünü kısıtlar niteliktedir.

 

Tasarının 22. maddesiyle 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 28. maddesinin onuncu fıkrasında yer alan “iki bin” ibaresi “üç bin” şeklinde 29 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “yargı çevresinde yer aldığı ağır ceza mahkemesine” ibaresi “Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre” şeklinde, maddenin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde ve 31 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “kanun yoluna başvurulması” ibaresi “başvuru yolu” şeklinde değiştirilmiştir.

 

“(5) İdarî yaptırım kararının ağır ceza mahkemesi tarafından verilmesi halinde bu karara karşı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz edilebilir.”

 

 

 [i] Bu yazı Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan ve görüşü alınmak üzere TBMM tarafından Ankara Barosu’na gönderilen Yargının hızlandırılması ile ilgili kanun tasarısının Ankara Barosu Yasa İzleme Enstitüsü tarafından incelenmesine ilişkin tarafımdan hazırlanmış rapordur.