PARLAMENTER DENETİM YOLLARI SEMPOZYUMU

 ANKARA BAROSU YASA İZLEME ENSTİTÜSÜNE  

Konu: 07/05/2012 tarihli Parlamenter Denetim Yolları konulu sempozyum hakkında. 

                Anılan program çerçevesinde açılış konuşmasını yapan TBMM Genel Sekreteri Sayın Dr. İrfan NEZİROĞLU; Parlamenter Denetim Yolları konusunun Anayasa, İçtüzük ve uygulama açısından değerlendirileceğini, bu konuda içtüzük değişikliğinin veya yeni bir içtüzüğün elzem olduğunu vurgularken;

                TBMM Başkanı Sayın Cemil ÇİÇEK; Parlamentonun yasa yapma görevi ve halk adına denetim yapmanın önemine değinmiş, parlamentonun demokrasinin kalbi olduğunu, kuvvetler ayrılığı ilkesi esas olmakla birlikte yürütmenin, yasamadan kaynaklandığının kabullenilmesi gerektiğini, yürütmenin denetimi tabii olmakla birlikte, hükümetin iş ve işlemlerinin yerindelik denetimin sadece parlamentoya ait olduğunu, yargının, yapılan işin ülkenin menfaatine uygun olup olmadığını denetleme yetkisi olmadığı halde bu şekilde kararlar aldığını vurgulamıştır.

                Sayın ÇİÇEK Parlamenter Denetim Yollarının Anayasa’da sayılanlardan başka Dilekçe Komisyonu, Kadın-Erkek Eşitliği Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu gibi meclisteki diğer komisyonlar aracılığıyla da yapıldığını;

                Anayasa’da sayılan denetim yollarında, uygulamada çeşitli sorunlarla karşılaşıldığını, bu cümleden olarak, verilen soru önergelerinin mevcut içtüzüğe göre otomatik olarak işleme konulmasının şart olmadığını, bunların düzeltilerek işleme konulabileceği gibi, eksiklik nedeniyle geri çevrilen önergelerin denetim yollarının tıkandığı eleştirisine neden olduğunu, bu nedenle yeni içtüzükte bu konuda açık düzenleme yapılması gerektiğini;

                En önemli sorunlardan birinin, devam eden davalarla ilgili önerge verilemeyeceği açık olmasına rağmen bu sorunun aşılamadığını, meclisin neyi yapıp yapamayacağı konusunda içtüzüğün açıklığa kavuşturulması gerektiğini, diğer önemli sorunun içtüzüğe göre milletvekillerinin haklarını kullanırken hakaret etmemeleri gerekirken buna özen gösterilmediğini;

                Soru önergelerinin gerekçesiz ve kişisel yorum ve görüş belirtilmeden verilmesi gerekirken, bu kurala uyulmadığını, sorulamayacak soruların sorulduğunu, içtüzük hazırlandığında Bilgi Edinme Kanunu olmadığından, bu kanuna göre ilgili yerlerden edinilebilecek-ulaşılabilecek bilgilerin de soru olarak sorulduğunu, soruların müzakere edilen konuyla ilgili değil, güncel konularla ilgili olduğunu, bu nedenle reddedilmesi halinde tartışmalar yaşandığını, soruların usulüne uygun olmadığını, danışmanların daha çok eğitilmesi gerektiğini;

                Soru yoluyla birinci muhataba konunun hatırlatılıp, kamuoyunun aydınlatılmasının sağlandığını;

                Soru sorulmasında tasarruf yetkisi olan (düzeltme, geri çevirme gibi) Meclis Başkanı’nın, sorulara cevap verilirken tasarruf yetkisi olmadığını ifade ederek eleştirilerini dile getirmiş;

                Soru önergeleriyle ilgili başlıca şikayet konularının, sözlü sorulara geç cevap verilmesi, soruların anlaşılamaması, soruların toplu okunması, tatmin edici ve gerekçeli cevaplar verilmemesi ve hükümetin soruya cevap vermeme hakkı bulunması olduğunu ifade etmiştir.

                Sayın ÇİÇEK diğer denetim yolları için devlet sırları ve ticari sırların meclis araştırması dışında olduğunu, meclis araştırması sonuçlarının gensoru denetimini harekete geçirdiğini, genel görüşmenin toplumu ilgilendiren genel konuların (genellikle dış politikayla ilgili) tartışılması olduğunu, meclis soruşturmasının görevden ayrılan başbakan ve bakanlar görevleri sırasında işledikleri iddia edilen suçların araştırılması olduğunu, meclis araştırmasından farklı olarak devlet sırrı ve ticari sıraların kapsama dahil olduğunu, diğer denetim yollarına göre daha hukuksal ve yargısal olduğunu, gensorunun ise görevde bulunan başbakan ve bakanların denetimi olduğunu beyan etmiş;

                Son tahlilde hükümetin yasa yapmasını kolaylaştıracak, muhalefetin denetimini etkinleştirecek yeni bir içtüzüğün yapılması gerektiğini değerlendirmiştir.   

  1. OTURUMDA

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu Temsilcisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Sayın Ayhan Sefer ÜSTÜN; İçtüzük ve kanunlarla yapılan denetimin daha çok komisyonlar eliyle yürütüldüğünü, Genel Kurul Kararlarına bağlı denetim yollarının daha çok siyasi saikle yapıldığını, komisyonlarca birebir konular üzerine yapılan denetimleri daha verimli ve amaca yönelik bulduğunu, Parlamenter Sistemin denetim yollarında sistem sorunları olduğunu, Parlamenter Sistemin Başkanlık Sistemine göre denetim yolları konusunda daha geride olduğunu, bu konuyu tartışmaya başladıklarında eleştirilerin denetimin ne kazanacağına değil, yargının, yasama ve yürütmenin ne kazanacağına yöneldiğini, şahsi kanaatinin Başkanlık Sisteminden yana olduğunu, Parlamenter Sistemin özünde denetim sıkıntısı olduğunu, yasamanın içinden çıkan bir yürütmenin yasama tarafından denetiminin mümkün olmadığını, denetim yapabilmek için Parlamentonun etkin ve saygın olması gerektiğini, bizim siyasi hayatımızda ise parlamentonun etkinliğine ve saygınlığına sürekli müdahale olduğunu, böyle bir meclisin denetim yapmaya teşebbüs edemeyeceğini, parti kapatmalarının ve siyasi-askeri ilişkilerin parlamenter sistemin denetim yollarını psikolojik olarak olumsuz yönde etkilediğini, bu cümleden olarak 2004 yılında askeriyenin denetim yasağının kaldırılmasına rağmen, bu konuda yasa yapılmadığından Sayıştay tarafından bugüne kadar denetim yapılmadığını, bu konudaki kanunun daha yeni yapılabildiğini, yeni anayasa ile parlamentonun güçlendirilmesi gerektiğini, mevcut anayasanın egemenlik tanımının yanlış ve eksik olduğunu, meclis egemenliğinin ön plana çıkarılması gerektiğini, bununla birlikte yasama sürecinin hızlandırılması gerektiğini, komisyonda yapılan tekrarların tamamının genel kurulda da tek tek değerlendirilerek zaman kaybedildiğini, yasaların komisyonlara devredilmesi gerektiğini, hükümetle muhalefetin uzlaştığı denetim yolunun meclis araştırması olduğunu, bu nedenle bu kurumun güçlendirilmesi gerektiğini, gizlilik (devlet sırrı ve ticari sır) kararlarının kaldırılarak bu kurumun etkinleştirilmesi gerektiğini, meclis araştırmaları sonucu hazırlanan raporların rafa kaldırıldığını, takip kabiliyeti olmadığını, denetimin güçlendirilmesi için Denetim Daire Başkanlığı kurularak teşkilatın içine alınması gerektiğini, zira denetimin Yasama Daire Başkanlığının altında olduğunu tebliğ etmiştir. 

 

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Temsilcisi Grup Başkanvekili Sayın M. Akif HAMZAÇEBİ; Parlamenter denetimin demokrasiyle yürütülen ülkelerde yasamanın yürütmeyi denetlemesi olduğunu, kuvvetler ayrılığının dengesini oluşturduğunu, parlamenter denetimden söz edebilmek için kuvvetler ayrılığı ilkesinin bütün organlarıyla yerleşmiş olması gerektiğini, kuvvetler ayrılığının bulunmadığı veya bulunsa dahi fiilen işlemediği toplumlarda anayasa olmadığını, denetimin parlamenter sistemde önemli olduğunu, Başkanlık Sisteminde başkanın, ayrı bir seçimle gelen yasamaya karşı sorumlu olmadığını, Anayasa’da sayılan denetim yollarının belirsizlik ve hükümet uygulamaları nedeniyle yeterli olmadığını, eleştirilerin aksine soru önergelerinin bilgi edinme amacına yönelik olarak kullanılmadığını, parlamenter sistemin gereği soru önergelerinin muhalefet tarafından kullanıldığını, yapısı gereği iktidar partisi milletvekillerinin bu denetim yolunu kullanmadıklarını, hükümetin istediği soruları cevaplayabilmesi nedeniyle soruların amaca ulaşmadığını, hükümetin istediği soruya cevap verirken istediği soruya cevap vermediğini, soru önergeleriyle iktidarın kendi propagandasını yaptığını, sorulara gerekçesiz ve tek cümlelik cevaplar verildiğini, gensoru taleplerinin TBMM Başkanlığı tarafından yanlış değerlendirildiği kanaatinde olduğunu, derdest davalarla ilgili olduğu gerekçesiyle gensoru önergelerinin iade edildiğini, Anayasa’nın derdest davalarla ilgili düzenlemesi ile 137. maddesi birbiri ile çeliştiğinden bahisle bu durumun hükümet tarafından birinin diğerine tercih edilmesi şeklinde uygulandığını, oysa anayasanın uyumlu bir bütün olduğunu, denetim yetkisinin yargı bağımsızlığını etkileyeceği gerekçesiyle reddedilemeyeceğini, soru önergelerinin cevaplandırılmamasının veya geç cevaplandırılmasının bir müeyyidesi olmadığını, bu nedenle içtüzükte bu konuda değişiklik yapılması gerektiğini, Bilgi Edinme Kanunu’nun milletvekillerine geniş bir yetki sunmasına rağmen içtüzükte yapılacak bir değişiklikle soru önergelerinin amaca ulaştırılması gerektiğini tebliğ etmiştir.       

 

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu Temsilcisi Grup Başkanvekili Sayın Mehmet ŞANDIR; siyasi partiler arasındaki ortak paydanın demokrasi, hukukun üstünlüğü ve bağlayıcılığı olması gerektiğini, denetim sorununun bir demokrasi sorunu olduğunu, sorunun hala çözülememiş olmasının demokrasiyi sindirememiş olmaktan kaynaklandığını, denetimin yalnız muhalefetin değil, yasamanın görevi olduğunu, sorunun samimiyet ve zihniyet sorunu olduğunu, hükümetin kendisini kanun yapıcı, eleştirici ve taş koyucu olarak gördüğünü, hükümetin yargı kararlarının bağlayıcılığının Bakanlar Kurulu’na verilmesine dair kanun çıkararak Anayasa’ya aykırı kanun çıkardığını, Meclis Başkanı’nın da denetim yollarının uygun olup olmadığını denetlemesi gerektiğini tebliğ etmiştir.

 

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu Temsilcisi Grup Başkanvekili Sayın Hasip KAPLAN; muhalefet var ise demokrasiden bahsedilebileceğini, yeni anayasa ve içtüzük değişikliğinin önemli olduğunu, hükümetin muhalefeti esas almadan tek başına, parmak hesabı ve çoğunlukçu bir şekilde çalışıp yönettiğini, parti kapatmaktan beter bir dönem yaşandığını, bütün soru, gensoru ve diğer denetim yolları girişimlerinin ve mecliste yaptıkları konuşmaların kendilerine fezleke olarak geri döndüğünü, BDP’nin hep aynı konuda konuştuğunun zannedildiğini ve kamuoyuna yansıtıldığını, ancak partilerinin en çok ekonomi ve darbelerle ilgili soru ve araştırma önergeleri verdiklerini, sordukları sorularla dalga geçildiğini, onurları kırıldığını, soru sorduklarına pişman edildiklerini, denetim mekanizmalarının hepsinin sadece BDP üzerinde uygulandığını, ayrımcılık olayıyla karşı karşıya olduklarını, torba kanunlardan kurtulmak, fırsatçılıktan vazgeçmek, danışmanları eğitmek, herşeyi temel kanun olarak getirmemek ve kaliteli kanun yapma sürecine girilmesi gerektiğini, yerindelik denetiminin sadece meclisin tekelinde olduğunu ve olması gerektiğini tebliğ etmiştir.

 

Hükümet Temsilcisi Başbakan Yardımcısı Sayın Bekir BOZDAĞ; Kamu Denetçiliği Kurulmasına Dair Kanunla ayrı bir denetim yolu açılacağını, anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun, Bilgi Edinme Kanunu’nun, Ayrımcılıkla Mücadele Kanunu’nun diğer denetim yolları olduğunu, genel görüşme ve meclis araştırmasının iktidar ve muhalefet ile birlikte daha verimli olarak uygulandığını, gensoru kurumunun denetimden öte siyasal sıkıştırma metodu olarak kullanıldığını, Anayasa’nın 96. Ve 97. Maddelerinin sorulabilecek soruları düzenlediğini, soruların gerekçesiz olması gerekmesine rağmen gerekçe ve kişisel yorum içeren sorular yöneltildiğini, özel hayata yönelik sorular sorulduğu gibi hakaret içeren ifadeler kullanıldığını, sorulması yasak sorular sorulduğunu, Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde başka bir yerden kolayca öğrenilebilecek sorular, tek amacı istişare olan sorular, konusu evvelce gensoru ile sorulmuş sorular sorulduğunu, bu şekilde gelen soruların Meclis Başkanı tarafından denetlendiğini, uygun olmayan sorular iade edilirken, uygun olan soruların yanıtlanmak üzere muhataba ilettiğini, 15 günlük süre içinde soruların cevaplanmasının fiilen mümkün olmadığını, sorulan soruların müzakere konularıyla ilgili olmadığını, sorunun muhatabı olmadıkları birçok yerde soruların cevapsız kalmak durumunda olduğunu, Anayasa’daki sisteme Parlamenter Sistem denilemeyeceğini, bu sistemin bir karşılığı olmadığını, Kuvvetler ayrılığından değil kuvvetlerin dayanışmasından bahsedildiğini, bütün mekanizmaların çoğunluk esaslı olduğunu, bu nedenle Türkiye’de yasama ve yürütmenin ayrı olmadığını, hükümetin yasamanın içinden çıkıp güvenoyuna dayandığını, sistemin kendisinin denetime izin vermediğini, denetim sisteminin en yetkin uygulandığı sistemin Başkanlık Sistemi olduğunu, mevcut sistemde yürütmesi koalisyonda belli olmayan, koalisyon halinde halktan oy istediği programdan başka bir programı olan bir sistem ortaya çıktığını, hükümet çoğunluğa sahip olduğundan ve gensoru sonunda hükümetin düşmesi söz konusu olduğundan denetim mekanizmasının uygulanmasının mümkün olmadığını, Kişisel görüşünün Başkanlık Sisteminin müzakere edilmesi olduğunu tebliğ etmiştir.   

 

  1. OTURUMDA bütün konular ortak ve genel görüş olarak sabahki oturumdaki konuşmacıların konuyu, uygulamayı ve sorunları çok güzel özetlediklerini, kendilerine çok söz bırakmadıkları değerlendirmesinde bulunmuş;

 

Sayın Prof. Dr. Ömer Faruk GENÇKAYA, mecliste genel kurul ağırlıklı bir odaklanma olduğunu, komisyon odaklı mı yoksa genel kurul odaklı mı olmalı konusunda karar verilmesi gerektiğini, soru önergelerinin etkili bir bireysel denetim aracı olduğunu;

 

Sayın Mahmut BÜLBÜL, sorudaki işleyişin milletvekili-meclis başkanlığı-başbakan ve/veya bakanlar şeklinde olduğunu, sorunun sadece milletvekiline verilen bir hak olduğunu, kelime sayısının fazlalığının, belge eklenmemesinin, muhatabın belirtilmemesinin sorunun iade sebeplerinden olduğunu, sözlü soruların 100 kelimeyi geçmemesi gerektiğini, yazılı soru önergeleri içinse kelime sınırlaması olmadığını, soruların esasa da uygun olması gerektiğini, bu cümleden olarak, bilgi edinme amacına yönelik, kişilik ve özel yaşama ilişkin, Anayasa ve kanunlara aykırı olmaması, kaba ve yaralayıcı söz içermeyen, hükümetin görev alanı içinde ve toplu soru verilmesi şeklinde olması gerektiğini, sözlü soru önergelerine haftanın belirli günlerinde belirli bir zaman dilimi ayrılmış olmasının, sözlü soru önergelerinin genel kurulda okunmasının, yazılı cevap verilmesinin, farklı bakan tarafından cevaplandırılmasının, sözlü soru önergelerinin yazılı soruya çevrilmesinin sözlü soru önergelerinin genel sorunları olduğunu; soruların hiç veya süresinde cevaplandırılmamasının, soru ve cevapların birbiriyle örtüşmemesi ve cevapların tatminkar olmamasının yazılı soru önergeleriyle ilgili genel sorunlar olduğunu;

 

Sayın Yrd. Doç. Dr. Ozan ERGÜL, kanuni düzenleme yapılmadan önce amaca yönelik, işlerlik ve ihtiyacı cevaplamak adına meclis araştırması gerekmekte iken, meclis araştırmalarının nadiren bu amaçla kullanıldığını, tek başına meclis araştırmasından bir siyasi sorumluluk doğmasa da buna giden yolu açmasının mümkün olduğunu, yargıya intikal etmiş bir olayın eş zamanlı olarak meclis araştırmasına uygulamada konu olabildiğini, dayanağını doktrinden aldığını, Anayasa’nın 138. Maddesiyle bir bağdaşmazlık olmadığını, çünkü suçlu tespitine gidilmeyip, siyasi değerlendirme yapıldığını, Anayasa Mahkemesi’nin de aynı yönde kararları bulunduğunu, Anayasa’nın bütünüyle bir uyum olduğunu, meclis araştırmasında Fransa Modeli benimsenmesi, açılan meclis araştırmalarının Adalet Bakanlığı’na bildirilmesi, adli soruşturma başlatıldığı taktirde meclis araştırmasının el çekmesi gerektiğini;

 

Sayın Salih SAĞLAM, gündemdeki yoğunluk nedeniyle meclis araştırması ve denetim faaliyetine sıra gelmediğini ve yıl sonunda kadük olduğunu, aynı konuda gelen meclis araştırması önergelerinin daha önce kurulan ve aynı konuda araştırma yapan komisyona havale edilmesi gerektiğini, yığılmaların önlenmesi için önergeleri genel kurula sunma şeklinin değiştirilmesi gerektiğini, komisyon aşamasında meclis araştırmasında devlet sırrı ve ticari sır tasarrufunun çalışmaları olumsuz yönde etkilediğini, bu nedenle içtüzük değişikliği yapılması gerektiğini, hatta kanuni düzenleme yapılması gerektiğini, komisyonların görev sürelerinin de uygulamada karşılaşılan sorunlardan olduğunu, 3+1 aylık sürenin bütün komisyonlara ve konulara verildiğini, araştırma komisyonlarının yetkileri var ise de (bilgi alma-dinleme) yaptırımı olmadığından anlam ifade etmediğini, meclis araştırma komisyonunun yurt dışında yaptığı araştırmalarda da hukuki bir boşluk olduğunu, araştırma komisyonu raporları görüşülmeden dönemin bittiğini, raporların etkinlik kazanamadığını, raporların ne zaman dağıtılacağı ve görüşüleceği konusunda bir düzenleme olmadığını, genel görüşmenin ön görüşme ve genel görüşme aşamasından oluştuğunu, bu bölünmenin gereksiz olduğunu tebliğ etmiş;

 

Sayın Prof. Dr. Hasan TUNÇ ve Sayın Doç. Dr. Faruk BİLİR gensoru kurumunu teorik olarak anlatmış;

 

Sayın İbrahim Halil TAVAŞ ise meclis soruşturması ve gensorudaki en önemli sorunun düzenleme yeri olduğunu, Anayasa’daki ve içtüzükteki düzenlemenin yeterli olmadığını, kanuni düzenleme yapılması gerektiğini, meclis soruşturması kurumu savcılık kadar yetkilendirilmiş ise de örneğin davet edilen kişinin gelmemesi karşısındaki düzenlemenin yeterli olmadığını, diğer bir sorunun meclis soruşturmasını yürütecek makamla ilgili olduğunu, neticede yargılama ile ilgili bir makam ve süreç olduğunu, İtalya’da soruşturmanın yargı tarafından yapıldığını, sadece Yüce Divan’a sevk yetkisinin meclise ait olduğunu, bu sistemin benimsenebileceğini, genel kurul tarafından kurulmuş olan komisyonun aday belirleme süresinde bir kısıtlama olmadığından komisyonun kurulamadığını ve bu durumun yaptırımı da olmadığını değerlendirmiştir.

 

Yukarıda tebliğleri özetlenmeye çalışılan Parlamenter Denetim Yolları Sempozyumunun gerek sempozyuma katılım, gerek katılımcı akademisyen ve yasama uzmanlarının teorik sunumları, gerekse Siyasi Parti Grup Temsilcilerinin uygulamadaki sorun ve çözümler konusundaki samimi tebliğleri sayesinde son derece verimli geçtiği hususu bilgilerinize sunulur.