İCRA VE İFLAS YASASI DEĞİŞİKLİĞİ HAKKINDA

ANKARA BAROSU YASA İZLEME ENSTİTÜSÜ’NE

 

 

T.C.Adalet Bakanlığı Kanunlar Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun Tasarısı” ile 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda yapılmak istenen değişiklikler incelenmiş,   görüşlerim sunulmuştur.

 

1.      Tasarının 4.maddesi ile değiştirilen, İ.İ.K.9.maddesi:

 

Birinci fıkrada yapılan düzenleme: “İcra ve iflas dairelince yapılacak her türlü nakdi ödeme, Adalet Bakanlığınca uygun görülecek bankalarda icra ve iflas dairesi adına açılan hesaba yapılır…” şeklindedir.

 

Teknik altyapısı hazırlanmadan, icra ve iflas dairelerine nakit para yatırılması durumunun ortadan kaldırılması uygulamada sorunlara ve hak kayıplarına sebebiyet verecektir. Bankalarda, güncel icra dosya borç bilgisi yer almadığından, borçlunun öncelikle icra ve iflas dairesine gitmesi, borcunu hesaplatması ve genellikle adliye binası dışında yer alan ilgili banka şubesine giderek borcunu ödemesi gerekecektir. İşbu durum öncelikle zaman ve emek kaybına yol açacağından, uygulamada sıkıntıya sebebiyet verecektir. Bankalara yatırılan paraların, en erken 1 gün sonra icra ve iflas dairelerine gönderildiği gerçeği karşısında, borcun kapanmasına rağmen haciz fekki işlemlerinin gecikmesi sebebiyle borçlular hak kaybına uğrayacaklardır. Bu sebeple, bankalara yapılan borç ödemesinin anında elektronik ortamda icra dosyasına da yansıtılması hususunda teknik altyapı çalışmaları yapılmaksızın bu konuda bir düzenleme yapılmasının uygun olmayacağı düşünülmektedir.

 

İkinci fıkrada yapılan düzenleme: “İlgilisinin” talebi üzerine ibaresi yerine “alacaklının veya vekilinin” talebi üzerine ibaresi konulmasının daha uygun olduğu düşünülmektedir.

 

 

2.      Tasarının 6.maddesi ile değiştirilen, İ.İ.K.42.maddesi:

 

Birinci fıkrasının 6. ve 7.bendi: “beş iş günü” ibaresi yerine “beş gün” ibaresinin konulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

 

İkinci fıkrasının: “Ödemeye davet yazısının tebliğ edilmesinden sonra 5 günlük sürenin geçmesiyle veya tebliğ edilememesi halinde işbu durumun tespiti ile birlikte icra takibine başlanabilir.” şeklinde değiştirilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.

 

Şöyle ki;

 

“Ödeme yapılmaması halinde icra takibine başlanabilir” şeklinde bir düzenleme, icra ve iflas dairelerine icra takibini başlatmaları için borcun ödenip ödenmediğini kontrol etme yükümlülüğü vermektedir. İcra ve iflas müdürünün alacaklının hesaplarını inceleme hakkı bulunmamaktadır. Ödeme sebebiyle borcun sona erdiği icra dairesince gönderilen ödeme emrine itiraz ile borçlu tarafından ileri sürülebileceğinden, icra takibine başlanabilme şartı olarak düzenlenmesi hatalı olacaktır.

 

“Beş iş günü” şeklindeki düzenlemenin ise, İcra İflas Kanunu sistematiği içerisinde tüm sürelerin gün olarak düzenlenmesi karşısında, karışıklığa sebebiyet vereceği ve bütünlüğe aykırı olacağı düşünülmektedir.

 

3.      Tasarının 8.maddesi ile değiştirilen, İ.İ.K. 60.maddesi:

 

Tasarının 4.maddesi ile ilgili ortaya konulan görüşler ışığında, borcun ve masrafların sadece icra dairesine ait banka hesabına ödenmesine ilişkin düzenlemenin uygun olmayacağı düşünülmektedir.

 

4.      Tasarının 9.maddesi ile değiştirilen, İ.İ.K.82.maddesi:

 

Söz konusu düzenleme ile para, kıymetli evrak,  altın, gümüş, değerli taş, antika veya süs eşyası gibi kıymetli eşyaların haciz edilmesi yasaklanmakla birlikte, borçlunun evinde haciz yapılması ihtimali neredeyse ortadan kaldırılmıştır.

 

Madde gerekçesinde, her ne kadar alacaklı ile borçlu arasındaki menfaat dengesinin sağlanması belirtilmiş ise de, yapılan değişiklik söz konusu dengeyi alacaklı aleyhine oldukça bozmuştur. Mevcut yasal düzenlemeye göre; haczedilen malın değeri, haciz ve muhafaza masraflarını karşılamıyor ise söz konusu malın “haczi kabil mal” olmadığı kabul edilmektedir. Haczi kabil olmakla birlikte, satışı ekonomik olmayan malların muhafazası yoluna ise uygulamada genellikle gidilmemektedir.  Hal böyle iken, yasal düzenlemede haciz ve muhafaza imkânının varlığı, cebri icra tehdidi altındaki borçluları, borçlarını ödeme konusunda icbar etmektedir. Haciz ve muhafaza tehdidinin ortadan kaldırılması, borçluların borçlarını ödememesi sonucunu doğuracaktır. Bu sebeple, işbu değişikliğin uygun olmadığı düşünülmektedir.

 

5.      Tasarının 10.maddesi ile değiştirilen, İ.İ.K 88.maddesi:

 

Muhafaza altına alma şartlarının zorlaştırılmasına, muhafaza masrafının peşin olarak alacaklıdan alınmasına yönelik düzenleme, alacağına kavuşamadığı için mağdur durumda bulunan alacaklıyı borçlu karşısında güçsüz duruma düşürmektedir. İcra ve iflas dairelerine başvuru yoluyla, devlet eliyle alacağını alma hakkından mahrum kalacak kişilerin hukuk dışı yollara başvurması neticesinde suç işleme oranlarının artma tehlikesi ile karşı karşıya kalınabilecektir. Alacaklının alacağına kavuşabilmesinin, borçlunun sadece iyi niyetine bağlanmasının, cebri icra tehdidinin ortadan kaldırılmasının uygun olmayacağı düşünülmektedir.

 

6.      Tasarının 13.maddesi ile değiştirilen, İ.İ.K.110.maddesi:

 

Maddenin 3.fıkrasında düzenlenen: “Birinci fıkra gereğince haczin kalkmasına sebebiyet veren alacaklı o mala yönelik olarak, haczin konulması ve muhafazası gibi tüm giderlerden sorumlu olur.” hükmün  hakkaniyet ilkesine uygun olmadığı düşünülmektedir.

 

Şöyle ki;

 

Muaccel bir borcunu ödemeyen borçlu, icra takibi ile temerrüde düşürülmüş olmasına rağmen borcunu ödememekte direnerek haciz işlemlerine de başlanmasına sebebiyet vermiştir. Haciz işlemlerine rağmen borcunu ödememekte direnen borçlu yerine, haczin düşmesi sebebiyle haciz ve muhafaza masraflarından alacaklının sorumlu tutulması hakkaniyet ilkesi ile bağdaşmayacaktır.

 

7.      Tasarının 17.maddesi ile değiştirilen, İ.İ.K. 112.ve 123.maddesi:

 

Tasarıda alacaklının satış isteme süreleri, yapılan değişikliklerle kısaltılırken, icra ve iflas dairelerinin satış sürelerinin uzatılması, tasarı ile amaçlanan işlemlerin hızlanmasına yönelik genel gerekçeye aykırılık teşkil edecektir. Ayrıca satış sürecinin uzaması muhafaza giderlerinin artmasına sebebiyet vereceğinden, alacaklıya ek külfet yükleyecektir.

 

Saygılarımla, 02.03.2012

 

 

                                                                                                                      Av.Osman Onur ÖZ