Doç. Dr. Recep Tayfun*

Güncel yaşamda çok sık kullanılan kavramlardan birisi olan kamuoyu, yoğun bir kullanıma rağmen, tanımı, içeriği ve oluşumu açısından bir o kadar belirsizlik taşımaktadır. Etkiye açık olması ve yaşanan tarihi tecrübeler göstermektedir ki, kamuoyunun “oluşturulmasına”, “biçimlendirilmesine”, “yönlendirilmesine” çalışılmaktadır. Bu tür örneklerin varlığı, “kamuoyunu anlama” çabasından daha fazla tercih ediliyor olması, kamuoyunun oluşum süreçlerinin karşılıklı anlaşmaya dayalı ortak bir zemin ve gelecek üzerinde inşasına engel olmamalıdır.

Kamuoyunun yönlendirildiği ve kurgulandığına dair yaygın ve hakim görüş, kamuoyunun içinde bulunduğu süreci anlamaya ve taraflar arasında uzlaşı ortamının sağlanmasına engel olmaktadır. Kamuoyunun içinde bulunduğu koşulları anlamaya çalışmak, adeta süreci ve sürece hakim olan olumsuz koşulları kabullenmek ile eşdeğer görülmektedir. Bu durum kamuoyunu anlama çabalarını engellemekte ve olumsuz sürecin derinleşmesine neden olmaktadır. Oysa sürecin içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulması, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çözüm “kamuoyunu anlama” çabası ile mümkün olabilir.

Kamuoyunu anlamak, sağlıklı bir geleceğin inşası ve etkili iletişim açısından anlaşmanın temel adımı niteliğindedir. Anlaşmanın mümkün, kalıcı ve sürdürülebilir olması, anlama kadar değerli olan, anlatma çabasının varlığını gerekli kılmaktadır. Örgütsel açıdan kamuoyunu anlamak verimliliğin artışına sağladığı olumlu katkı sayesinde, ortak bir geleceğe birlikte yol almaktır. Kamuoyunu anlamak yerine kendi doğrularını ve beklentilerini dayatmak, yönlendirmeye, biçimlendirmeye, oluşturmaya çalışmak karşılıklı ilişkilerde yaratacağı verimsizlik nedeniyle ortak bir gelecekte yaratacağı etki, birlikte yok olmaktır.

Kamuoyunu anlamanın bir önemli işlevi de “iletişim” ve “ilişki” kavramlarının içeriğinde karşımıza çıkmaktadır. Taraflar arasında gerçekleştirilen ilişki uzlaşmacıdır ve aynı zamanda ortak bir geleceğe dair irade beyanı anlamına gelmektedir. Kamuoyunu anlamak, insanı anlamaktır. İnsana dair olanı anlamak ve ilişki kurduğunuz muhatabınız ile anlaşma sağlamak için çabalamaktır. Amaçlanan ortak bir gelecek idealidir. Bu geleceğin inşasına verilen değer, ne çok az ne de çok fazla önemlidir muhatabımızdan. Hepsinden çok daha önemli olan, anlaşmaya dayalı bir işbirliği arzusunun varlığıdır. Tarafları birbirine yakınlaştıran da, birbirinden uzaklaştıran da anlaşmaya dayanan işbirliğinin ve ilişkinin ritmidir. Bu ritmin kendine özgü özellikleri ve temas biçimi taraflar arasında yaşanacak tatmin düzeyi ve seyrini etkileyecek yegâne özelliğe sahiptir. İlişkinin ritmi ve bu ritme bağlı temas sonucunda yaşanacak tatmin, tarafların birbirlerini tanımalarına, görmelerine ve anlamalarına bağlı olarak sürdürülecektir.

Çağımıza damgasını vuran kitle iletişim araçları, insanın doğa ile mücadelesinde gerçekleştirdiği ve geliştirdiği teknolojiyi çok farklı bir boyuta taşımaktadır. Ulaşılan teknolojik düzeyin sunduğu imkanlar sayesinde, kamuoyunun yeniden oluşturulmaya,
yönlendirilmeye, inşa edilmeye çalışıldığı dönemlerde ve süreçlerde anlaşmaya varmak yerine, varılmak istenen sonuca odaklanılmaktadır. Egemen görüşleri kamuoyuna dayatmak, anlamaya tercih edilmektedir. Kamuoyunun ulaşması arzulanan sonuca yaklaşıldıkça, insandan uzaklaşılmaktadır.

Kamuoyu tüm halkın aynı görüşü paylaşmaları biçiminde oluşmaz (Kazancı, 1980: 35). Ancak kamuoyu sadece oluşum itibariyle değil sahip olduğu güç de dikkate alınarak tanımlanmalıdır. Nelere gücünün yettiği de tanımın içinde yer almalıdır (Kazancı, 2009: 61). Farklı konuların özgürce tartışılabildiği ortamların varlığı ve farklı yaklaşımların, kanaatlerin ifade edilebildiği ve paylaşıldığı takdirde vücut/anlam kazanır. Taraflar arasında yaşanan ilişkilerin diğerlerince nasıl anlaşıldığıdır. Bir anlamda yaşananlara ilişkin diğerlerinin görüşleri alınmak üzere hakemliğe davetidir.

Özgür bir kamuoyu, demokratik bir sistemin varlığının en temel kanıtıdır (Bektaş, 1996: 10). Dolayısıyla kamuoyu oluşum ve etkisi bakımından demokrasiye gereksinme duyan bir kavramdır. Demokratik olmayan rejimlerde yönetilenlerin çoğunluk görüşleri oluşsa bile bu görüşlerin siyasal sistem içine yansıması kural değildir. Kamuoyu, bu tür rejimlerde önemli bir etki ve ağırlığa sahip olamaz (Kazancı, 2009: 62). Kamuoyunun oluşumu ve niteliği ile mevcut siyasal sistemin temel özellikleri arasındaki ilişki, “oluşan” ve “oluşturulan” kamuoyu şeklinde bir ayrımı ortaya koymaktadır. Bu yönüyle, kamuoyu algılama ve ilişki biçimleri, siyasal sisteme ve özellikle demokrasiye ilişkin önemli ipuçları barındırmaktadır. Kamuoyunun oluşumuna ve tanımlanmasına imkân sağlayan özgürlük anlayışı, demokrasinin varlığı ve devamı için temel belirleyici bir özelliktir.

Kamuoyu açısından, kendilerini temsil eden yönetimlerin anlamı zaman içinde değişerek, daha fazla beklentinin ve bu beklentilerin hızlı ve isabetli bir biçimde yerine getirilmesini temel sorumluluk olarak üstlenen yöneticilerin varlığını gerektiren bir dönüşüm geçirmiştir. Yönetime gelenler kamuoyunun beklenti ve taleplerini yerine getirme vaadiyle varlıklarına meşruiyet kazandırmaktadırlar. Meşruiyetin sürdürülmesi doğal olarak kamuoyu desteğinin oluşumu ve devamı ile anlam kazanmaktadır. Başlangıçta ulaşılmak ve elde edilmek istenen kamuoyu desteği, zaman içinde yönetimce olumlanan kanaatlerin desteklenmesine dönüşebilmektedir. Kanaatlerin tek taraflı oluşumu ve dayatılması ideal bir kamuoyu varlığını zedelemektedir. Kısa vadede sürece hakim olunsa da uzun vadede taraflar arasındaki ilişkinin varlığını olumsuz etkileyecek bu durum, belki de ilişkinin kopmasına kadar varabilecek sonuçların yaşanmasına neden olabilecektir.

Demokratik yönetimlerde mevcut iktidarın varlığı ve meşruiyeti halkın özgür iradesinden gücünü almaktadır. Halkın sahip olduğu denetim gücü, yönetimin işlemleri ve eylemlerini kontrol imkânı sunmaktadır. Bu imkânların sınırlandırıldığı, kullanıldığında yaptırımların uygulandığı, korku ve dayatmanın var olduğu ortamlarda otoritenin varlığı ve devamından bahsetmek mümkün olsa da, demokrasi ve halkla ilişkilerin varlığından bahsetmek güçleşecektir. Çünkü korku, canilerin en acımasız olanıdır, hiçbir zaman öldürmez ama yaşamaktan da alıkoyar (Virilio, 1998: 45). “Özgür bir insan” der Spinoza gizemli bir biçimde (Hardt ve Negri, 2012: 50), “ölümü aklına bile getirmez; onun bilgeliği ölüm değil, hayat üzerine düşünmektir.” Kamuoyu, üzerindeki baskının esaretine ve aklın vesayetine yönelik girişimlerin üstesinden, düşünce ve ifade özgürlüğünün gücüne sarılarak gelecektir. Bu gücün değeri, herkesin katılımıyla gelişecektir.

Kamuoyunun önemi vurgulanırken kullanılan “vox populi, vox dei” ifadesi, insanın varlığını yücelten bir değer tespitini içermekle birlikte, hem kamuoyuna hem de kamuoyu ile

ilişkilerde taraflara önemli bir sorumluluk yüklemektedir. Bu kritik denge, kamuoyunun kararlarında yanılmazlığına dair bakış açılarını da etkilemektedir. Kamuoyu yanılmaz değildir. Ancak kamuoyunun aldığı kararlarda isabetli bir tutum sergilemesi, kamuoyunun yönlendirmelerden uzak, özgür bir ortamda gerçekleşmesi ve bilgiye ulaşabilmesi ile yakından ilgilidir. Karl Popper’ın (2010) ifadesiyle, liberal ilkelerin varlığı kamuoyunun karar süreçlerini olumlu yönde etkileyecektir.

Kamuoyu, tek tip yapısı ya da tek yönlü bir bakış açısı olan, ortak egemen bir kültürün dayatması değildir. Tam aksine gücünü, farklı yapısal özelliklere sahip olan birçok insanın farklı görüşlerin dayanışmasından almaktadır. Hedeflenen ortak geleceğin inşasında sağlanan anlaşma zemini, herkese uygun bir konum sunmaktadır. Bu yönüyle kamuoyu, demokratikleştiricidir, özgürlükçüdür, eşitlikçidir. İçinde oluştuğu ortam ve dönemin bir tür kültürel barometresi niteliğindedir. Her türden kültürü içinde barındırır. Kültür der, Eagleton (2011); “siyasetin panzehirdir.” Bu yaklaşım kamuoyunun doğal oluşum sürecini güçlendirmekle birlikte, katılım yönünde bireyleri yüreklendirecektir. Kamuoyunun sağlıklı öngörü ve değerlendirmeleri gerçekleştirecek gücü, bünyesinde barındırdığı kültürel zenginlikten gelmektedir.

Otoritenin temsili ve uygulayıcısı konumundaki yönetimin sorumluluğu, meşruiyet oluşturma uğraşısıdır. Bu sorumluluk, kamuoyu karşısında elde edilecek saygınlığın teminatı niteliğindedir. Yönetimin otoriteyi kanıtlama sorumluluğu, kamuoyunun gündemini kontrol edebilme ve yönlendirebilme ile eşdeğer görülmektedir. Bir başka gündem ve peşinden takip etme durumu, yönetimi rahatsız ettiği gibi, gündem belirleme gücünü elinden alındığı algısını yaratmakta, suni gündem oluşturmaya zorlamakta ve son tahlilde, otoritenin sorgulanmasına neden olmaktadır.

Kamuoyunu anlama konusunda yaşanan olumsuzlukların, çoğu zaman farklı görüşleri, eğilimleri, kanaatleri hor görmekten kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Böylesine önemli ve bir o kadar karmaşık olan bir yapıyı suni yöntemlerle, dışarıdan müdahalelerle yönlendirmek yerine; değerli, gerekli, öncelikli ve zahmetli olan yaklaşım tarzı, kamuoyunu a n l a m a k, hepsinden önemlisi a n l a ş m a k t ı r.

Medya, kamuoyu kavramı ile düşünüldüğünde anlamlı bir bütünlük ifade etmektedir. Üzerine yazılmak istediğinde bir o kadar da zor bir alan. Çok fazla yazılan, yorumlanan, değişen ve gelişen bir alan. Kendisinden asla vazgeçilemeyen, ancak vazgeçmek istercesine eleştirilen ve eleştiriye açık olan bir özellik taşıyor. Bilgiye ulaşmayı, bilginin gücünü, bilginin doğruluğunu ve önemini, bilginin insan yaşamındaki yerini temsil ediyor. Bir bütünlük içerisinde düşünüldüğünde, kamuoyunun da benzer özelliklerinden bahsetmek mümkün. Kamuoyunun gücünden, hakemliğinden, varlığından vazgeçilemiyor, ancak beklenenden farklı bir tepki oluştuğunda ya da dışına çıkıldığında tahammülsüzlük başlıyor. Kamuoyunu anlama çabası, hızlı bir biçimde yaptırıma, dayatmaya, tahakküme, biçimlendirmeye de dönüşebilmektedir.

Kamuoyunda taraflar arasında uzlaşı yoksunluğu ideolojik alanda sürdürülen mücadeleden kaynaklanmaktadır. Her ideoloji kendi sürekliliğini korumak ister (Althusser, 2008). Sözcülüğünü yaptığı sınıfı egemen konuma taşımak için mücadele eder. Bu süreç uzlaşı çabalarını sekteye uğratır. Kamuoyunu yönlendirme çabaları eskisinden farklı olarak daha hassas ve incelikli yöntemlerle gerçekleştiriliyor olması, farkındalık yaratmanın önünde önemli bir engel olarak görünmektedir. Kamuoyu üzerindeki görünmeyen ve bireyi kuşatan

dayatmanın yaratacağı olası etkileri kontrol edebilmek, bilimsel eleştiri ve bilinçlenme ile mümkün olacaktır.

İktidar, der Foucault (2011: 43); “homojen bir egemenlik olgusu değildir.” Bu bakış açısı, egemen iktidar gücünün karşısında kamuoyunun konumunu açıklamaktadır. İktidar ilişkilerinde homojen bir yapıya sahip olmayan kamuoyundan rıza ve destek arayışının bir meşrulaştırım aracı olarak taşıdığı değer, kamuoyunu anlamayı gerekli kılmaktadır. Kamuoyunu anlamak, iktidarı elinde bulunduranların mutlak hakimiyetin kendilerinde bulunmadığı ile varlıklarının teminatı anlamını kendisinde barındırmaktadır. “Anlamın” kaybolduğu günümüzde, kamuoyunu anlama değerli bir çabadır. İktidarın değişkenliği, yönetimlerin kamuoyunu dikkatle izlemesini ve anlamasını gerekli kılmaktadır. İktidarın kendi iradesini ve varlığını destekleyen kamuoyunun dışında kalan kesimlerle olan çatışması, bu kesim azınlık duygusu içinde olsa da, iktidara gelebilme açısından eşit konumda olduğundan ve büyük farklılıkların bulunmadığından kaynaklanmaktadır. Azınlık duygusuna kapılan ve sürüklenen yapı, çoğunluk konumundaki irade ile çatışmaktan kaçınacaktır. Çoğu zaman azınlık konumunda “gizilgüç” olarak kalacaktır.

Kamuoyuna kendisini ifade etme fırsatı verilmesi bir ayrıcalık olarak kabul edilemez. Bu bir lütuf olarak da değerlendirilemez. Bu yaklaşım bir ülkenin yönetim anlayış ve biçimin gelişmişlik göstergesidir. Kamuoyu açısından farklı yaklaşımlara kendini ifade etme fırsatının verilmesi ile birlikte, varlığı da önemlidir. Farklı bakış açılarına, kanaatlere, düşünce ve görüşlere gösterilen tahammül sınırı, gelişmişliğin; bunu engellemek, sınırlandırmak, yönlendirmek, görmezlikten gelmek, varlığını inkâra kalkışmak, geri kalmışlığın göstergesidir. Tarihsel gelişmeler ışığında, siyasal, sosyal ve ekonomik süreçlerin değerlendirilmesinde kamuoyunun kendini ifade edebilmesi ve dikkate alınması, bir ülkenin yönetim anlayışının göstergesi niteliğindedir. Yönetim biçimine ilişkin tanımlamalar sadece kavramsal ifadelerden ibaret değildir. Kavramlara anlam kazandıran değerlerin özünde kamuoyunun oluşumu ve varlığı bulunmaktadır. Otoriter, liberal ve demokratik sistemlerin işlevsel boyutu kendisini en açık biçimde kamuoyunun algılanmasında ortaya koymaktadır. Sistemin işlevselliği, niteliği ve sürdürülebilir olması, bir yandan insan hakları temel ilke ve değerlerine bağlılık düzeyine göre anlam kazanırken; diğer yandan kamuoyunu anlamak, sağlıklı ilişkiler kurmakla mümkün olacaktır. Kamuoyunun oluşum süreçlerinin doğrudan sistemin niteliğini belirleyici bir özelliğe sahip olmasının dayanağı, kitle haberleşme özgürlüğünün işleyişine göre şekillenmektedir. Kamuoyunun bilme ihtiyacının karşılanması, bilgiye ulaşabilmenin mümkün olması ve elbette medyanın haberi ve bilgiyi özgürce kamuoyuna sunabildiği bir temel üzerinde inşa edilebilecektir.

* Başkent Üniversitesi, İletişim Fakültesi, tayfunr@baskent.edu.tr Metnin orijinal biçimine Prof. Dr. Ersan İLAL Hocamızın anısına armağan olarak, Prof. Dr. Aysel AZİZ ve Doç. Dr. Suat SUNGUR tarafından hazırlanan “İletişim Ve…” (2014) adlı derleme eserden ulaşabilirsiniz. İletişim Araştırmaları Derneği (İLAD) ve Hiperlink Yayınevi ile ortaklaşa İstanbul’da yayınlanmıştır.

Kaynakça

ALTHUSSER, Louis (2008). İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları, çev: Alp Tümertekin, İstanbul: İthaki yayınlar.
BEKTAŞ, Arsev (1996). Kamuoyu, İletişim ve Demokrasi, Ankara: Bağlam Yayıncılık.
EAGLETON, Terry (2011). Kültür Yorumları, çev. Özge Çelik, İkinci Basım, İstanbul: Ayrıntı Yayınları. FOUCAULT, Michel (2011). Toplumu Savunmak Gerekir, çev. Şehsuvar Aktaş, Beşinci Baskı, İstanbul: YKY. HARDT, M. & NEGRİ, A. (2012). Duyuru, çev: Abdullah Yılmaz, İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
KAZANCI, Metin (2009). Kamuda ve Özel Kesimde Halkla İlişkiler, Sekizinci Baskı, Ankara: Turhan Kitabevi.
POPPER, Karl Raimund (2010). Daha İyi Bir Dünya Arayışı, çev. İlknur Aka, İstanbul: Yapı Kredi yayınları. VIRILIO, Paul (1998). Hız ve Politika, Dromoloji Üzerine Bir Deneme, çev: meltem Cansever, Birinci Baskı,
İstanbul: Metis Yayınları.