ANKARA BAROSU YASA İZLEME KOMİSYONUNUN KADIN VE AİLE BİREYLERİNİN ŞİDDETTEN KORUNMASINA DAİR KANUN TASARISI HAKKINDA GÖRÜŞLERİ

Kanun Tasarısı; içerik ve şekil açısından irdelenmiştir. Tasarı hakkında görüş ve düşüncelerimiz ile ilgili maddelere yönelik değişiklik önerilerimiz ekte sunulmuştur. Arz ederiz.

 

Tasarı metninde;

MADDE (1) HAKKINDA GÖRÜŞ VE DÜŞÜNCELERİMİZ

Madde (1) Fıkra 1, bant 1;

MADDE 1- (1)Bu Kanunun amacı, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan; kadınların, çocukların, aile bireylerinin, tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

“MADDE 1- (1)Bu Kanunun amacı, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan; kadınların, çocukların, aile bireylerinin, “aynı ev içinde yaşamasalar veya evlilik birlikteliği ile bağlı olmasalar bile yakın ilişki içinde olanların”tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.” şeklinde düzenlenmelidir.

 

Madde 1 fıkra (2) ve bent (3)’ te yer alan

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve yürürlükteki tüm kanuni düzenlemeler esas alınır” ifadesi;

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile yürürlükteki tüm “hukuki” düzenlemeler esas alınır” şeklinde değiştirilmelidir.

Anayasa’nın 90. Maddesi gereği Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin taraf olduğu uluslar arası sözleşmeler, TBBMM tarafından onaylanmak kaydıyla iç hukuk düzenlemesi olarak kabul edilirler.  Madde metninde uluslararası sözleşmelerin ayrıca vurgulanması, henüz TBMM tarafından onaylanmamış sözleşmelerin de göz önünde bulundurulacağını kastetmiyorsa metinden çıkarılmalıdır. Ayrıca, kanımızca, onaylanmamış sözleşmelerin uygulanması sakıncalıdır. Metindeki “kanuni” sözcüğü “hukuki” olarak değiştirilmeli, kanun dışındaki düzenlemeler de gözetilebilmelidir.

 

MADDE (2) HAKKINDA GÖRÜŞ VE DÜŞÜNCELERİMİZ

Madde (2) Fıkra 1- ğ bendinde yer alan;

“Şiddetuygulayan: Bu kanunda şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışları uygulayan veya uygulama tehlikesi bulunan bireyleri,” ifadesindeki “uygulama tehlikesi bulunan bireyleri” kavramı açıklanmaya muhtaçtır.

Bu konunun yönetmelikle düzenleneceği bildirilmelidir. Ancak literatür bilgisine göre, bu kavram, sübjektif değerlendirmeyi gerektirdiği için şiddet uygulama tehlikesini standardize etmek mümkün değildir. Bu tanımlama ileride keyfi uygulamalara neden olabilir. Bu nedenle; “uygulama tehlikesi bulunan bireyleri” ifadesi

“Bu kanunda şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışları uygulayan veya fiziksel ya da cinsel zarara yol açması olası davranışları uygulaması yönünde kuvvetli şüphe bulunan bireyleri” olarak değiştirilmelidir.

“Yakalanması belirli bir usule bağlanmış kişilerle ilgili kanun hükümleri saklıdır.” ifadesi eklenmelidir.

Kaldı ki; Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu, kolluğa suçüstü halleri ve suç işleneceği yönünde kuvvetli şüphe halinde müdahale yetkisi vermekte, keyfiyet bu Kanun’un 13. maddesinde;

“Madde 13 – (Değişik madde: 03/08/2002 – 4771 S.K./10. md.)

Polis,

  1. A) Suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan diğer hallerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan şüphelileri,
  2. B) Haklarında yetkili mercilerce verilen yakalama veya tutuklama kararı bulunanları,
  3. C) Halkın rahatını bozacak veya rezalet çıkaracak derecede sarhoş olanları veya sarhoşluk halinde başkalarına saldıranları, yapılan uyarılara rağmen bu hareketlerine devam edenler ile başkalarına saldırmaya yeltenenleri ve kavga edenleri,
  4. D) Usulüne aykırı şekilde ülkeye giren ya da haklarında sınır dışı etme veya geri verme kararı alınanları,
  5. E) Polisin kanunlara uygun olarak aldığı tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenleri,
  6. F) Bir kurumda tedavi, eğitim ve ıslahı için kanunlarla ve bu Kanunun uygulanmasını gösteren tüzükte belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirlerin yerine getirilmesi amacıyla, toplum için tehlike teşkil eden akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol bağımlısı serseri veya hastalık bulaştırabilecek kişileri,
  7. G) Haklarında gözetim altında ıslahına veya yetkili merci önüne çıkarılmasına karar verilen küçükleri,

Yakalar ve gerekli kanuni işlemleri yapar.

Yakalanması belirli bir usule bağlanmış kişilerle ilgili kanun hükümleri saklıdır.

Yakalanan kişilerin kaçması veya saldırıda bulunmasının önlenmesi bakımından kişinin sağlığına zarar vermeyecek şekilde her türlü tedbir alınabilir.

Yakalanan kişilere, yakalama sebebi herhalde yazılı ve bunun mümkün olmaması halinde sözlü olarak derhal; toplu suçlarda ise en geç bu kişiler hakim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir.

Kişinin yakalandığı, istediği kanuni yakınlarına derhal bildirilir.

Yakalananlardan,

  1. A) Uyuşturucu madde kullanmış olanlar ile sarhoş olanların,
  2. B) Zor kullanılarak yakalananların,
  3. C) Haklarında suç soruşturması yapılacak olan şüpheli ve sanıkların,

Yakalanma anındaki sağlık durumları tabip raporuyla tespit edilir.

Yakalanan kişilerden suç işlediği şüphesi altında olanlar adli mercilere sevk edilir. Haklarında ıslah veya tedavi tedbiri alınması gerekenler, ilgili kurum yetkilileri tarafından teslim alınır. Yakalama sebebi ortadan kalkanlar derhal serbest bırakılır” olarak ifade edilmektedir.

Tasarıda, hâkim dışında tedbir kararı almaya yetkilendirilenler için, keyfi uygulamalar vuku bulması halinde alınacak önlemler düzenlenmemiştir.

Tasarı metnine;

“Hâkim, uygulamanın keyfi ve salt kötü niyetle gerçekleştirilmiş olup olmadığını değerlendirir. Keyfi ve salt kötü niyete dayanan uygulamanın hâkim kararıyla belirlenmesi halinde uygulamayı yapan hakkında “Türk Ceza Kanun’un 257. Maddesi gereğince işlem yapılır.” ifadesi eklenmelidir.

 

MADDE (3) HAKKINDA GÖRÜŞ VE DÜŞÜNCELERİMİZ

Madde (3) Fıkra 1, ç bendinde ve Madde (4) Fıkra 1, ç bendinde yer alan “hayati tehlikesinin bulunması halinde” ifadesi tamamen başka bir kavram olan Türk Ceza Kanunu’ndaki yaşamsal tehlike kavramıyla ilişkilendirilebilir nitelikte olduğu için bu ifadenin  “kişinin yaşamına kasteden açık bir tehlikenin bulunması halinde” olarak değiştirilmesi gerekir.

Madde (3) fıkra 2’de yer alan, “Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde birinci fıkranın (a) ve (ç) bentlerinde yer alan tedbirler, ilgili kolluk amirlerince de alınabilir. Bu işlem tatil günleri hariç olmak üzere, en geç kırksekiz saat içinde mülki amirin onayına sunulur. Mülki amir tarafından kırksekiz saat içinde onaylanmayan işlemlerin uygulanmasına son verilir.” ifadesine “karar alma yetkisi bulunan kolluk amirinin özellikleri yönetmelikle belirlenir” ifadesi eklenmelidir.

 

MADDE (5) HAKKINDA GÖRÜŞ VE DÜŞÜNCELERİMİZ

Madde 5; Fıkra 1, a bendinde yer alan;

“a) Şiddet mağduruna yönelik olarak, şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması.” İfadesi, “a) Şiddet mağduruna yönelik olarak, şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması yönünde uyarır, uyarıya uyulmadığı takdirde diğer olası tedbirlere başvurulacağı hakkında bilgilendirir. Gecikilmesinde sakınca bulunan hallerde ilgili tedbirleri uygular” şeklinde değiştirilmelidir. 

Madde 5. Fıkra h’de yer alan;

“Korunan bireylerin bulundukları yerlerde alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaması ya da bu maddelerin etkisinde iken korunan bireylere ve bunların bulundukları yerlere yaklaşmaması, bağımlılığının olması halinde, hastaneye yatmak dâhil, muayene ve tedavisinin sağlanması.” ifadesinde“bağımlılığının olması halinde” kavramı açıklanmaya muhtaçtır. Bağımlılığın tanımının açıkça yapılmaması önemli bir eksikliktir. Bağımlılık tıbbi bir tanıdır ve bağımlılığın doktor raporuyla belirlenmesi gerekir.

Bu nedenle h fıkrasındaki ifade “Korunan bireylerin bulundukları yerlerde alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaması ya da bu maddelerin etkisinde iken korunan bireylere ve bunların bulundukları yerlere yaklaşmaması,” olarak kısaltılmalıdır. Bağımlılık tanısı ve tedaviye yönlendirme süreci I fıkrasında düzenlenmelidir.

Madde 5. Fıkra I’da yer alan;

“Bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması ve tedavisinin sağlanması.” ifadesi, “kişinin mental rahatsızlığının, bağımlılığının, şiddet davranışını gerçekleştirmesinde etkisi bulunduğu şüphesi halinde, durumun, uzman doktor raporuyla (adli tıp uzmanı ya da psikiyatrist)  belirlenmesi halinde, doktor görüşü doğrultusunda, hastaneye yatırılarak veya ayaktan tedavisi yönünde karar alınabilir” şeklinde düzenlenmelidir. 

Madde (5) Fıkra 2’de yer alan

“Bu işlem tatil günleri hariç olmak üzere, en geç yirmidört saat içinde hâkimin bilgisine sunulur.” ifadesi madde metninden çıkarılmalıdır.

Bu ifade hem tatil günlerinde ortaya çıkabilecek olası gecikmelerin engellenmesi hem de hâkim onayına sunulması için 24 saat ve hâkimin onayı için 24 saat toplam 48 saatlik bir gecikmeye neden olabilir. Dahası, cuma akşam saatlerinde alınan bir kararın uygulanmasının denetlenmesi toplam 87 saatlik bir gecikmeyle gerçekleştirilebilecektir.

Madde metni; “(2) Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde birinci fıkranın (a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan tedbirler, ilgili kolluk amirlerince de alınabilir. Bu işlem 24 saat içinde hâkim onayına sunulur. Hâkim tarafından yirmi dört saat içinde onaylanmayan işlemlerin uygulanmasına son verilir.” olarak düzenlenmelidir.

 

MADDE (5) HAKKINDA GÖRÜŞ VE DÜŞÜNCELERİMİZ

MADDE (7), Fıkra 1’de yer alan;

“Şiddet veya şiddet uygulanma tehlikesinin varlığı halinde herkes bu durumu resmi makam veya mercilere ihbar edebilir.”ifadesindeki şiddet uygulama tehlikesi kavramı açıklanmaya muhtaçtır.

Bu kavram “fiziksel ve/veya cinsel nitelikte zarar verici açık ve yakın bir tehlike varlığı halinde” şeklinde ifade edilmelidir.

Bu ifadedeki değişiklik önerimizi geri çekiyoruz.

 

 

MADDE (8) HAKKINDA GÖRÜŞ VE DÜŞÜNCELERİMİZ

Tedbir kararının verilmesi, tebliği ve gizlilik

MADDE (8) Fıkra1’de yer alan düzenleme daha açık anlaşılabilirliğin sağlanması için; “Tedbir kararı, ilgilinin talebi, Bakanlık görevlilerinin, kolluğun ya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine veya hâkim tarafından resen verilir” şeklinde ifade edilmelidir”

“Tedbir kararları en çabuk ve en kolay ulaşılabilecek yer aile mahkemesinden, mülki amirden ya da kolluk biriminden talep edilebilir.”

Madde (8), Fıkra 2’de yer alan; “Tedbir kararı ilk defasında en çok altı ay için verilebilir. Ancak şiddet veya şiddet uygulanma tehlikesinin devam edeceğinin anlaşıldığı hallerde, tedbir kararı süresiz olarak da verilebilir. Süresiz verilen tedbir kararları, korunan bireyin ya da Bakanlık görevlilerinin talebi üzerine değiştirilebilir veya kaldırılabilir.” İfadesi; “Süresiz verilen tedbir kararları; korunan bireyin ya da Bakanlık görevlilerinin, Madde 5. Fıkra 1 Ç bendi gereği kişisel ilişki kurması süresiz olarak kaldırılmış 15 yaşından büyük çocukların talebi üzerine değiştirilebilir veya kaldırılabilir. Hakkında tedbire hükmedilmiş olan da; “tedbire konu olan şiddet davranışının direkt çocuğa yönelik gerçekleşmiş olmaması halinde”, 15 yaşından büyük çocuklarıyla ilgili süresiz verilen tedbir kararının kaldırılması için mahkemeye başvurabilir” şeklinde düzenlenmelidir.

 

Madde (8) Fıkra 8’de yer alan;

“(8) Gerekli bulunması halinde, tedbir kararı ile birlikte talep üzerine veya resen, korunan birey ve diğer aile bireylerinin kimlik bilgileri veya kimliğini ortaya çıkarabilecek bilgileri ve adresleri ile korumanın etkinliği bakımından önem taşıyan diğer bilgileri, tüm resmi kayıtlarda gizli tutulur. Yapılacak tebligatlara ilişkin ayrı bir adres tespit edilir. Bu bilgileri hukuka aykırı olarak başkasına veren, ifşa eden veya açıklayan kişi hakkında Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri uygulanır.” ifadesine, “Gizliliğin sağlanmasına yönelik alınacak önlemler, yönetmelikle belirlenir” hükmü eklenmelidir.

 

 

MADDE (10) HAKKINDA GÖRÜŞ VE DÜŞÜNCELERİMİZ 

Madde 10 Fıkra 5’te yer alan;

(5) “Tedbir kararının ilgililere tefhim veya tebliğ edilmemesi kararın uygulanmasına engel teşkil etmez.” İfadesine, “Ancak kararı tebellüğ etmemiş kişi için ilk seferinde karara aykırı davranışın kasti olduğu belirlenmediği takdirde, bu Kanun’un 13 maddesi kapsamında değerlendirilmez.” ifadesi eklenmelidir.

 

MADDE (12) Fıkra 1 de yer alan; “(1) Bu Kanun hükümlerine göre verilen tedbir kararlarının takibi, hayati tehlikenin önlenmesi bakımından gerekli olması halinde hâkim kararıyla teknik araç ve yöntemler kullanılmak suretiyle de yapılabilir.

(2) Teknik araç ve yöntemlerle takibe ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.” ifadesinde yer alan “hayati tehlikenin önlenmesi” ifadesi önceki maddelerde olduğu gibi “kişinin yaşamına kasteden açık bir tehlikenin bulunması halinde, bu tehlikenin önlenmesi bakımından” olarak değiştirilmelidir.

 

MADDE (13) HAKKINDA GÖRÜŞ VE DÜŞÜNCELERİMİZ 

Madde (13), Fıkra 1’de yer alan;

“(1) Bu Kanun hükümlerine göre hakkında tedbir kararı verilen şiddet uygulayan birey, bu kararın gereklerine aykırı hareket etmesi halinde, fiili suç oluştursa bile ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre hâkim kararıyla üç günden on güne kadar zorlama hapsine tabi tutulur. Zorlama hapsi kararı için talep, tedbir kararı verilen veya tedbir kararına aykırılığın gerçekleştiği ya da şiddet mağdurunun bulunduğu yer aile mahkemesine yapılabilir.

(2) Tedbir kararının gereklerine aykırılığın her tekrarında, ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre zorlama hapsinin süresi on beş günden otuz güne kadardır. Ancak zorlama hapsinin toplam süresi altı ayı geçemez.

(3) Tedbir kararının gereklerine aykırılık aynı zamanda bir suç oluşturuyorsa, bu suçla ilgili olarak gerekli kanuni işlemlere gecikmeksizin başlanır.

(4) Zorlama hapsine ilişkin kararlar, Cumhuriyet Başsavcılığınca yerine getirilir. Bu kararlar Bakanlığın il ve ilçe müdürlüklerine bildirilir.” hükmü kanımızca tamamen insan haklarına aykırı bir düzenlemedir.

Kanunda toplam süresi 6 aya kadar hapsi öngören düzenlemede, itiraz mercii de tanımlanmamıştır.

Ceza Kanunu’nda yer almadığı için suç olarak tanımlanmayan ve ceza tayin edilmeyen ancak, bu kanunda yetkilendirilen makamlar tarafından şiddet olarak kabul edilmesi nedeniyle tedbir kararı alınan kişiler için uygulanacak “zorlama hapsi” bir kanunsuz ceza olabilir. Bu nedenle en azından, keyfiyet Ceza Kanunu’nda düzenlenmelidir. Bağlantılı olarak, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’da da düzenlenmeli ve/veya atıfta bulunulmalıdır.

Hükmedilen tedbirin (zorlama hapsinin) hukuki sonuçları tanımlanmamıştır.

Örneğin, zorlama hapsi adli sicile işlenecek midir?

10 gün hapis cezası verilen kişi için dahi mevcut diğer hukuki düzenlemeler gereği, onarılması mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir. Örneğin, 10 gün süreyle gerekçesiz olarak işe gelmemek işten çıkarma gerekçesidir. Zorlama hapsi alan kişi için, işe gelmemek işten çıkarma gerekçesi olabilecek midir? Benzeri soru ve olası sorunlara ait örnekler çoğaltılabilir.

 

MADDE (15) HAKKINDA GÖRÜŞ VE DÜŞÜNCELERİMİZ

Madde (15), Fıkra 1 de yer alan;

(1) Şiddetin önlenmesi ve verilen tedbir kararlarının etkin olarak uygulanmasının izlenmesi bakımından Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri tarafından verilecek destek hizmetleri şunlardır:

“Koruyucu ve önleyici tedbir kararları ile zorlama hapsinin verilmesine ve uygulanmasına ilişkin veri toplayarak bilgi bankası oluşturmak,  tedbir kararlarının sicilini tutmak.”

Kanunda zikredilen tedbir kararlarının hukuki niteliği belirlenmemiş olduğu için, bu kararların nereye nasıl kaydedileceği, silinmesi hakkında bir düzenleme söz konusu değildir.

Adli Sicil Kanunu ; “Madde 5 – (1) Türk mahkemeleri tarafından verilmiş olsa bile;

  1. a) Disiplin suçlarına ve sırf askerî suçlara ilişkin mahkûmiyet hükümleri,
  2. b) Disiplin veya tazyik hapsine ilişkin kararlar,
  3. c) İdarî para cezasına ilişkin kararlar,

Adlî sicile kaydedilmez.” hükmünü getirmektedir. Mevcut tedbir kararları disiplin suçları olarak mı yoksa başka bir kategoride midir? Bu konu açıklığa kavuşturulmadan bir kişi, kurum, ya da grup hakkında sicil tutulması hem iç hukukun ilgili düzenlemelerine hem de insan hakları temel ilkelerine aykırıdır.

Madde (15), Fıkra 2 d ve e bentlerinde;

  1. d) Hâkimin isteği üzerine; bireyin geçmişi, ailesi, çevresi, eğitimi, kişisel, sosyal, ekonomik ve psikolojik durumu hakkında ayrıntılı sosyal araştırma raporu hazırlayıp sunmak.
  2. e) İlgili makam veya merci tarafından istenilmesi halinde, tedbirlerin uygulanmasının sonuçları ve ilgililer üzerindeki etkilerine dair rapor hazırlamak.” ifadeleri yer almaktadır.

Oysa; Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun (Kanun Numarası: 1219, Yayınlandığı Resmî Gazetenin Tarihi ve Sayısı: 14.04.1928, 863)

“Madde 13- Bir şahsın ahvali bedeniye ve akliyesi hakkında rapor tanzimine münhasıran bu kanunla icrayı sanata salahiyeti olan tabipler mezundur.”hükmünü getirerek mahkemelerde bilirkişilik olarak kabul edilebilecek ve ruhsal ve bedensel muayeneyi gerekli kılan her türlü muayene ve işlemin sadece Tıp Doktorları tarafından gerçekleştirilebileceğini belirtmektedir. Bu madde açıkça ilgili düzenlemeye aykırıdır.

 

Madde (15) Fıkra 3’te yer alan;

“Şiddet uygulayan veya şiddet uygulama ihtimali bulunan birey ile ilgili olarak Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri tarafından verilecek destek hizmetleri şunlardır:

  1. a) Hâkimin isteği üzerine; bireyin geçmişi, ailesi, çevresi, eğitimi, kişisel, sosyal, ekonomik ve psikolojik durumu ile diğer kişiler ve toplum açısından taşıdığı risk hakkında ayrıntılı sosyal araştırma raporu hazırlayıp sunmak.” ifadesi de yukarıda sayılan aynı gerekçelerle Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun (Kanun Numarası: 1219, Yayınlandığı Resmî Gazetenin Tarihi ve Sayısı: 14.04.1928, 863) Madde 13’e aykırıdır.

Her iki fıkrada söz edilen raporlar Kanun’un amir hükmü gereğince ancak bir hekim gözetimi ile gerçekleştirilecek incelemeler sonucu ve hekim tarafından düzenlenebilir.

 

MADDE (15) HAKKINDA GÖRÜŞ VE DÜŞÜNCELERİMİZ

Geçici Madde (3) Fıkra 1’de;

“Ekli listede gösterilen kadrolar ihdas edilerek 13/12/1983 tarihli ve  190 sayılı Genel Kadro ve Usulü hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye eklenmiştir.” hükmü yer almaktadır.

Ekli listede yer alan kadrolara, yukarıda sayılan gerekçelerle, her merkez için en az birer adli tıp uzmanı hekim eklenmesi, gereklidir.